Merhabalar.
Konu ile ilgili güzel yazılar haızrlıyorum, heycanıma yenik düşerek ön yazı niteliğinde bir giriş yazısı paylaşmak istiyorum.
Herkesin yola çıkarken bir hikayesi vardır...
Günümüzün inişli çıkışı, müthiş rekabetçi , düz ve global dünyasında, müşterilerimizi, çalışanlarımızı, iş ortaklarımızı ve paydaşlarımızı ikna etme becerimizi kusursulaştırmak ve fark yaratmak ister miyiz?
Karşımızdakini ikna ederken sadece verileri, rakamları ve tabloları kullanmak yeterli olmaz. Bunların doğru şekilde hazırlanan ve kurgulanan hikayeler ile desteklemek ve başarıyla aktarmak, insanoğlunun doğası gereği duyguları harekete geçirerek iletişimin daha etkin ve akılda kalıcı olmasını sağlar.
Hikaye, başarıya giden yolsa önemli bir mihnek taşıdır...
İletişim becerileribi üst düzeye çıkarmak ve fark yaratmak için bir hikayeniz var mı ?
Sevgilerimle.
Sercan Okur
25 Ocak 2014 Cumartesi
Lean Management (Yalın Yönetim)
Merhabalar;
Bu makalemde sizlere kısaca Lean iyileştirme metolojisinden bahsedeceğim. Okurken Lean felsefesini tanımlayacak ve genel fikir sahibi olacaksınız. Fırsat buldukça bu konu ile ilgili yazılar yazmaya devam edeceğim. Lafı uzatmadan hızlıca konuya geçelim :)
Nedir Bu Lean nedir?
Lean yönetim 1950'lerde ilk olarak Toyota firması tarafında uygulanmaya başlanmış bir metottur.
Bu yönetim metodunu tek cümlede tanımlarsak; israfın azaltılması, katma değeri olan adımların yükseltilmesi ve süreçsel karmaşıklıkların ortadan kaldırılmasına yönelik bir felsefesi olduğunu söyleyebiliriz.
Peki Neye odaklanır?
Yalın yönetim ile 6 sigma arasındaki en temel fark;
6 Sigma hızdan çok kaliteye odaklanırken lean ise süreç akışını ve hızını iyileştirmeye odaklanır. Müşterilerinizin hayatını ne kadar kolaylaştırabiliyorsanız o kadar çok yalın süreç olgunluk seviyemizi bir hayli yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
Minimum İnsan, Minimum Kaynak ve Minimum Sermaye..
Verimlilik
Yalın yönetim modelinde en temel mottomuz. "Gereksiz adımları hayatımızdan çıkar ve verimliliği arttır"
Verimlilik kavramı sürekli ileriye giden teknoloji ve iş dünyasında son 10 senedir büyük önem taşımaktadır. Öyle ki verimliliği sağlayamayan firmalar batmakta, ürünler daha pazara çıkmadan yaşam döngülerini tamamlamaktadırlar. Verimlilik ve hayatın kalitesi bir birleriyle ayrılmayacak derecede bağlıdır. Çünkü uzun dönemde verimlilik faktörü hayat standartlarını belirlemektedir.
Daha çok çıktıyı daha az girdi kullanarak hatasız olarak tek seferde üretmek demek daha fazla gelir ve kaynak anlamına gelir.
Verimlilik şirketler için en önemli performans ölçüm metriklerindendir.
Lean için ufak bir giriş yaptım, vakit buldukça kapsamı genişletmek için yeni yazılar yazmaya devam edeceğim.
Teşekkürler
Sercan OKUR
Bu makalemde sizlere kısaca Lean iyileştirme metolojisinden bahsedeceğim. Okurken Lean felsefesini tanımlayacak ve genel fikir sahibi olacaksınız. Fırsat buldukça bu konu ile ilgili yazılar yazmaya devam edeceğim. Lafı uzatmadan hızlıca konuya geçelim :)
Nedir Bu Lean nedir?
Lean yönetim 1950'lerde ilk olarak Toyota firması tarafında uygulanmaya başlanmış bir metottur.
Bu yönetim metodunu tek cümlede tanımlarsak; israfın azaltılması, katma değeri olan adımların yükseltilmesi ve süreçsel karmaşıklıkların ortadan kaldırılmasına yönelik bir felsefesi olduğunu söyleyebiliriz.
Peki Neye odaklanır?
Yalın yönetim ile 6 sigma arasındaki en temel fark;
6 Sigma hızdan çok kaliteye odaklanırken lean ise süreç akışını ve hızını iyileştirmeye odaklanır. Müşterilerinizin hayatını ne kadar kolaylaştırabiliyorsanız o kadar çok yalın süreç olgunluk seviyemizi bir hayli yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
Minimum İnsan, Minimum Kaynak ve Minimum Sermaye..
Verimlilik
Yalın yönetim modelinde en temel mottomuz. "Gereksiz adımları hayatımızdan çıkar ve verimliliği arttır"
Verimlilik kavramı sürekli ileriye giden teknoloji ve iş dünyasında son 10 senedir büyük önem taşımaktadır. Öyle ki verimliliği sağlayamayan firmalar batmakta, ürünler daha pazara çıkmadan yaşam döngülerini tamamlamaktadırlar. Verimlilik ve hayatın kalitesi bir birleriyle ayrılmayacak derecede bağlıdır. Çünkü uzun dönemde verimlilik faktörü hayat standartlarını belirlemektedir.
Daha çok çıktıyı daha az girdi kullanarak hatasız olarak tek seferde üretmek demek daha fazla gelir ve kaynak anlamına gelir.
Verimlilik şirketler için en önemli performans ölçüm metriklerindendir.
Lean için ufak bir giriş yaptım, vakit buldukça kapsamı genişletmek için yeni yazılar yazmaya devam edeceğim.
Teşekkürler
Sercan OKUR
24 Ocak 2014 Cuma
Michael Porter’ın rekabette 5 Güç analizi
Michael Porter’ın rekabette 5 Güç analizi, girmek
istediğiniz sektörün veya içinde bulunduğunuz sektörün çekicilik durumunu,
cazibesini ve o sektörün uğraya bileceği değişimleri önceden ön görmek amacı
ile kullanılabilecek ve günümüzde de birçok firmada kullanılan faydalı bir
analiz yöntemidir.
·
Firmalar
arasındaki rekabet
Bu madde ile ilgili olarak, yatırımın yapılacağı sektördeki
faal olan firmaların mevcut durumlarının ve sektördeki konumlarının
değerlendirilmesi, sektöre yatırım yapılabilmesi için girdi ve çıktıların
ve sektörün gelişim alanlarının analiz ediliyor olduğunu söyleyebiliriz.
·
İkame
ürün ya da hizmetlerin tehdidi
Ürettiğimiz ürün veya hizmetlerin yerini tutan ürün ve
hizmetlere ikame diyebiliriz. Örneğin uydu televizyon hizmeti sunan bir
firmayız ve piyasada uydu kanallarını internet üzerinden sunan bir firma daha
olduğunu var sayalım. İnsanlar bu servisi internet üzerinden kullanmayı tercih
ediyorlar ise ikame ürün tehdidi çok üst seviyelerdedir diyebiliriz. İnternet
üzerinden sunulan hizmet bizim ürünümüzden daha uygun bir fiyat ile piyasada
sunuluyorsa, fiyat performans olarak da müşteriler için daha çok tercih edilen
bir servis olacaktır.
·
Tedarikçilerin
pazarlık gücü
Tedarikçilerimizin kendi alanlarında tek güç olması firmamız
için büyük risk oluşturabilir. Tedarikçiye bağımlı bir pazarlık ilişkisi kurmak
durumunda kalabiliriz. Fakat alternatif tedarikçi seçeneklerimizin olması
durumda pazarlık gücü bizde olabilir.
Bir diğer tehdit ise tedarikçilerin ürün kalitesini düşürme
ve fiyatların artırılması gücüne sahip olmasıdır. Bu yöntem ile sektördeki
firmaların karlılıklarını düşürebilirler.
·
Müşterinin
pazarlık gücü
Müşterinin ürünü tanıması ile ilgili olarak daha kaliteli
ürünün talep edilmesi ve hizmetin veya ürünün fiyatlarının daha ucuza çekilmesi
için pazarlık gücünü kullanması durumudur.
·
Giriş
engeli
Bölgesel faktörler, hükümet politikaları, vergiler, ekstra
maliyetler ve sektördeki ekonomik ölçüler yatırımın yapılması ile ilgili
başlıca giriş engellerini oluşturabilir.
Sercan Okur
Sercan Okur
27 Haziran 2013 Perşembe
The Value Metrics of IT
In this
artide, I will talk about value metrics of information technologies
(IT).
In most
companies, IT managers must be describe clearly, "How their work
contributes to the company's business value" and "How IT
systems and processes suitability the firm's goals".
We have
six metric for mesure Business values of IT;
- Total Cost of Ownership (TCO) : This financial model
tracks costs from the time that the firm buys an "IT asset"
until that asset reaches the end of its useful life. Future costs are hard
to predict, but this is a good way to compare alternatives.
- Return on Investment (ROI) : This metric quantifies
how the firm realizes business value for its IT costs. ROI expresses the
value of hard costs better than it conveys the impact of intangible
saving.
- Economic Value Added : This metric works like
ROI, but it is based on the opportunity costs (the costs you
indirectly incurred by not investing the money differently) instead
of on the internal rate of return.
- Real Options Valuation : This metric calculates an
IT project’s value by weighing its ongoing and future fiscal impact.
It is particularly helpful in evaluating the choices involved in
start-up projects.
- Return on Infrastructure Employed : This works like ROA, but
it bases its ratio on the cost of IT services instead of the cost of IT
assets.
- Return on Assets” (ROA) : This is the net income an
IT project generates divided by the total cost of the assets it used to
earn that income.
Note: This
artide collection from The Business Value of IT (by Michael D.S. Harris, David
Herron and Stasia Iwanicki Auerbach © 2008)
28 Nisan 2012 Cumartesi
Başarılı Müşteri İlişkileri için 'HAP' tadında bilgiler...
Merhabalar;
Bir işletmenin gerek iç müşteri gerekse dış müşteri memnuniyeti yaptıkları işin başarı ve kalite hedeflerini ölçebilecekleri ve iyileştirme noktalarını belirleyebilecekleri en önemli kavramlardan birisidir. Başarı ve kalite misyonlarında Mottosu "Mutlu müşteri" olan herkesin müşteri ilişkilerini geliştirmek için uygulayabileceği birbirinden değerli bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.
26 Nisan 2012 Perşembe
Liderlik Açısından Mevlananın Yedi Öğüdü
Liderlik Açısından Mevlananın Yedi Öğüdü
Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Mevlâna’nın meşhur Yedi Öğüdünü incelediğimizde, insanlarla iletişimde takip etmemiz gereken ana hatları görebiliriz. Bu öğütler sorumluluğunun farkında olan herkesi ilgilendirse de, sosyal açıdan farklı konumlarda olan insanlara farklı açılardan hitap eder. Bir annenin çocuk yetiştirmedeki metodu, bir öğretmenin öğrencilere yaklaşımı veya bir müdürün iş arkadaşlarıyla olan ilişkisi açısından baktığımızda, Yedi Öğüdün herkes tarafından farklı algılandığını söyleyebiliriz. Bu değerli öğütlere herkesten önce kulak asması gereken kişiler ise liderlerdir. Liderlik, çevresindekilere önderlik ederek, toplumu ilgilendiren her alanda daha iyiyi aramak, belirlemek ve uygulamaktır. Doğal olarak liderlik, insanlarla doğru bir şekilde iletişimde olmayı, uygun davranışlarda bulunmayı gerektiren bir olgudur. Lider, onu takip eden insanlara karşı özel sorumlulukları olan ve her hareketini bu çerçevede değerlendirip gerçekleştiren kişidir. Bu açıdan Mevlâna’nın Yedi Öğüdü her liderin kulağına küpe olmalıdır. Mevlâna’nın Yedi Öğüdünden, bir liderin sahip olması gerektiği yedi özelliği çıkarabiliriz. Bireysellikten ziyade toplumsal yaşamı ilgilendiren ve insanlara iyilikle muamele etmeyi gerektiren bu özellikleri inceleyelim.
Mevlana
1- Yardımsever
İnsanlara bir şey vermeden, insanlar için fedakârlıkta bulunmadan, zor anlarında onlara destek çıkmadan, insanların kendisini takip etmesini bekleyen kişi asla lider olamaz. “Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol” öğüdü, liderin yardımsever olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki akarsuyun hayat veren suyu eksik olmaz ve aka aka bitmez; lider de her zaman yardımda bulunur ve bu yardımlarını imkânı elverdikçe sürekli yapar, kesmez. Gerçek bir lider, her takipçisinin ufak dahi olsa sıkıntısına önem verip, onu gidermeye çalışır, derdine deva olmak için elinden gelen maddi ve manevi her şeyi yapar. Lider, bu cömertliği sayesinde insanların minnettarlığını kazanır.
İnsanlara bir şey vermeden, insanlar için fedakârlıkta bulunmadan, zor anlarında onlara destek çıkmadan, insanların kendisini takip etmesini bekleyen kişi asla lider olamaz. “Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol” öğüdü, liderin yardımsever olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki akarsuyun hayat veren suyu eksik olmaz ve aka aka bitmez; lider de her zaman yardımda bulunur ve bu yardımlarını imkânı elverdikçe sürekli yapar, kesmez. Gerçek bir lider, her takipçisinin ufak dahi olsa sıkıntısına önem verip, onu gidermeye çalışır, derdine deva olmak için elinden gelen maddi ve manevi her şeyi yapar. Lider, bu cömertliği sayesinde insanların minnettarlığını kazanır.
2- Şefkatli
İnsanlara kin ve nefretle davranmak, ters teperek, karşılıklı kin ve nefreti doğurur. Şefkat ve sevgiyi anlayamamış kişiler, kendini insanlara sevdiremez, toplum içinde vazgeçilmez olan birlik ve beraberliği sağlayamaz. “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol” öğüdü, liderin şefkatli ve sevgi dolu olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki güneş, hem gölün hem çölün, hem gülün hem dikenin üzerine eşit bir şekilde doğar, sınır tanımadan her yeri aydınlatır; lider de insanlar arasındaki çeşitli farklılıklara takılmadan, onları evrensel bir sevgi ile kucaklar. Gerçek bir lider, takip edenlerinin her birisini evladı olarak görür, insanların her birisine “yüce bir varlık” olması hasebiyle şefkatle yaklaşır. Lider, bu merhameti sayesinde insanların sevgisini kazanır.
3- Güvenilir
İnsanlardan şüphelenerek onların kusurlarını araştırmak, öğrenmek ve açıklamak hiçbir medeni insana yakışmayan bir davranıştır. İnsanların kusurlarıyla ilgilenip, onların güzel yanlarını görmezden gelen bir kişi, insanlarla asla derin, anlamlı ve güvenilir bir ilişki kuramaz. “Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol” öğüdü, liderin insanlara daima güvenle yaklaşması, kusurlarından ziyade iftihar edilecek yönlerine odaklanması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki gece, gündüz görülen kusurları gizler, bizi gökyüzünün muhteşem tablosuna odaklandırır; lider de insanların kusurlarını örter, güzel vasıflarına odaklanır ve insanlara bu güzelliklerine göre davranır. Gerçek bir lider, kimsenin itibarını zedelemekle ilgilenmez, iftira ve dedikodudan uzak durur, insanlar hakkında daima hayırlı şeyler düşünür ve söyler. Lider, bu yaklaşımı sayesinde insanların güvenini kazanır.
İnsanlara kin ve nefretle davranmak, ters teperek, karşılıklı kin ve nefreti doğurur. Şefkat ve sevgiyi anlayamamış kişiler, kendini insanlara sevdiremez, toplum içinde vazgeçilmez olan birlik ve beraberliği sağlayamaz. “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol” öğüdü, liderin şefkatli ve sevgi dolu olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki güneş, hem gölün hem çölün, hem gülün hem dikenin üzerine eşit bir şekilde doğar, sınır tanımadan her yeri aydınlatır; lider de insanlar arasındaki çeşitli farklılıklara takılmadan, onları evrensel bir sevgi ile kucaklar. Gerçek bir lider, takip edenlerinin her birisini evladı olarak görür, insanların her birisine “yüce bir varlık” olması hasebiyle şefkatle yaklaşır. Lider, bu merhameti sayesinde insanların sevgisini kazanır.
3- Güvenilir
İnsanlardan şüphelenerek onların kusurlarını araştırmak, öğrenmek ve açıklamak hiçbir medeni insana yakışmayan bir davranıştır. İnsanların kusurlarıyla ilgilenip, onların güzel yanlarını görmezden gelen bir kişi, insanlarla asla derin, anlamlı ve güvenilir bir ilişki kuramaz. “Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol” öğüdü, liderin insanlara daima güvenle yaklaşması, kusurlarından ziyade iftihar edilecek yönlerine odaklanması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki gece, gündüz görülen kusurları gizler, bizi gökyüzünün muhteşem tablosuna odaklandırır; lider de insanların kusurlarını örter, güzel vasıflarına odaklanır ve insanlara bu güzelliklerine göre davranır. Gerçek bir lider, kimsenin itibarını zedelemekle ilgilenmez, iftira ve dedikodudan uzak durur, insanlar hakkında daima hayırlı şeyler düşünür ve söyler. Lider, bu yaklaşımı sayesinde insanların güvenini kazanır.
4- Sabırlı
İnsanlarla yaşadığı farklı sorunlar yüzünden kendini kontrol edemeyen kimse, öfkesine mağlup olur, saldırgan tavırlar sergileyerek insanları ürkütür. Asabiyeti nedeniyle kendisinden zayıf olanları ezen, denklerine de sorumsuzca meydan okuyan kimse lider olamaz. “Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol” öğüdü, liderin her durumda sakin, soğukkanlı ve davranışlarında kontrollü olması gerektiğini vurguluyor. Ölü bir bedenin huzur ve sükûnet halinde bulunması misali, öfke ve sinir gibi duygulara karşı, lider kendisini kontrol eder ve içindeki harareti yatıştırır, böylece fiziksel ve sözel saldırganlığına gem vurur. Gerçek bir lider, her dengesiz hareketin, insanların kalbinde derin yaralar açtığını, asıl pehlivanlığın kendi öfkesini yenmek olduğunu bilir ve insanlara en makul şekilde davranır. Lider, bu sabrı sayesinde insanların yakınlığını kazanır.
İnsanlarla yaşadığı farklı sorunlar yüzünden kendini kontrol edemeyen kimse, öfkesine mağlup olur, saldırgan tavırlar sergileyerek insanları ürkütür. Asabiyeti nedeniyle kendisinden zayıf olanları ezen, denklerine de sorumsuzca meydan okuyan kimse lider olamaz. “Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol” öğüdü, liderin her durumda sakin, soğukkanlı ve davranışlarında kontrollü olması gerektiğini vurguluyor. Ölü bir bedenin huzur ve sükûnet halinde bulunması misali, öfke ve sinir gibi duygulara karşı, lider kendisini kontrol eder ve içindeki harareti yatıştırır, böylece fiziksel ve sözel saldırganlığına gem vurur. Gerçek bir lider, her dengesiz hareketin, insanların kalbinde derin yaralar açtığını, asıl pehlivanlığın kendi öfkesini yenmek olduğunu bilir ve insanlara en makul şekilde davranır. Lider, bu sabrı sayesinde insanların yakınlığını kazanır.
5- Alçak Gönüllü
Kendisini beğenmiş kibirli kimse, insanlarla ilişkilerinde daima alaycı ve kırıcı bir tavır sergiler. Benliğine hâkim olamamış, büyüklüğün güçte, parada, malda ve görüntüde olduğunu sanan, bu nedenle çevresindeki insanları küçümseyen kimse, insanlardan uzak kalır ve yalnızlığa mahkûm olur.
“Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol” öğüdü, liderin kibir ve gururdan uzak durmasını, her zaman alçak gönüllü olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki toprak görünüşte hakirdir, ama herkes ona dayanır, görünüşte değersizdir, ama bütün hazineleri barındırır, görünüşte ölüdür, ama hayat ondan fışkırır; lider de haiz olduğu değer ve kabiliyetleri ön plana çıkarmaktan ziyade, kendine düşeni mütevazı bir şekilde yerine getirmeye çalışır. Gerçek bir lider, kendi egosunu şişirmenin, kibirlenmenin, insanlara üstten bakmanın, onları tavır ve sözleriyle aşağılamanın önderlere yakışmayacağını bilir, liderliğin tevazudan geçtiğinin farkında olarak hareket eder. Lider, bu alçak gönüllülüğü sayesinde insanların saygısını kazanır.
Kendisini beğenmiş kibirli kimse, insanlarla ilişkilerinde daima alaycı ve kırıcı bir tavır sergiler. Benliğine hâkim olamamış, büyüklüğün güçte, parada, malda ve görüntüde olduğunu sanan, bu nedenle çevresindeki insanları küçümseyen kimse, insanlardan uzak kalır ve yalnızlığa mahkûm olur.
“Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol” öğüdü, liderin kibir ve gururdan uzak durmasını, her zaman alçak gönüllü olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki toprak görünüşte hakirdir, ama herkes ona dayanır, görünüşte değersizdir, ama bütün hazineleri barındırır, görünüşte ölüdür, ama hayat ondan fışkırır; lider de haiz olduğu değer ve kabiliyetleri ön plana çıkarmaktan ziyade, kendine düşeni mütevazı bir şekilde yerine getirmeye çalışır. Gerçek bir lider, kendi egosunu şişirmenin, kibirlenmenin, insanlara üstten bakmanın, onları tavır ve sözleriyle aşağılamanın önderlere yakışmayacağını bilir, liderliğin tevazudan geçtiğinin farkında olarak hareket eder. Lider, bu alçak gönüllülüğü sayesinde insanların saygısını kazanır.
6- Hoşgörülü
Küreselleşen dünyada her çeşit ırk, inanç, görüş, yaşam tarzı ve görünüşe sahip insanları, karşılıklı sevgi ve saygı temelinde buluşturacak yegâne güç diyalogdur. İnsanların farklılıklarını bahane ederek onları dışlayan ve kendini soyutlayan kimse asla lider olamaz.
“Hoşgörülülükte deniz gibi ol” öğüdü, liderin hoşgörülü olup herkese kucak açması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki deniz, kendisine doğru akan bütün nehirlerin kaynak, yol ve akışlarına bakmadan, sularını kendi içinde toplar ve arındırır; lider de insanların soyuna sopuna, görüşlerine ve yaşam tarzına takılmadan, karşısındaki “ne olursa olsun” herkese sinesini açar. Gerçek bir lider, insanların hatasız olmadığını göz önünde bulundurur, anlamayı ve anlaşmayı ön planda tutar, ilişkilerin diyalogla başladığını ve korunduğunu bilir, böylece herkese karşı müsamahalı davranır. Lider, bu hoşgörüsü sayesinde insanların ilgisini kazanır.
7- Dürüst
Daima yalanla dolanla hareket eden, insanları kandırarak onlardan çıkar elde etmeye çalışan, gerçek yüzünü gizleyip sahte davranışlarda bulunan kimsenin lider olması beklenemez.
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” öğüdü, liderin her durumda dürüst olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki insan iç dünyasını dış görünüşüne, duygu ve düşüncelerini söz ve hareketlerine yansıtır; lider de her zaman samimi ve gerçekte olduğu gibi davranır. Gerçek bir lider, aklına ve vicdanına aykırı hareket etmez, sahte sözlerden ve hileli tavırlardan uzak durur, tiyatro oyuncusu gibi boyalı bir maskeye gerek duymaz, her durumda ve herkese karşı gerçek yüzünü gösterir, mert ve yiğitçe kendisini ifade eder. Lider, bu dürüstlüğü sayesinde insanların desteğini kazanır.
Sonuç
Liderler, belli değerlere tutunarak yüce hedefler uğruna yaşayan ve bu yönde insanlara önderlik eden kişilerdir. Denebilir ki lideri lider yapan bu değerleri, amaçları ve bunlara göre somutlaşmış yaşamıdır. Lider de bir insandır ve her insanda lider olma potansiyeli vardır. Mevlâna’nın Yedi Öğüdü, kişinin lider olma yolunda (tırmanışında) uyması gereken kriterleri gösteriyor. İnsana düşen, bu ölçüler çerçevesinde kendi düşünce dünyasını, davranışlarını ve hayatını şekillendirmektir. “Testi taştan korkar, ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar”, diyor Mevlâna. İnsan bu öğütlerde vurgulanan vasıfları kuşanarak, adilikten kurtulup değer kazandığı anda, herkes ona gelmeye, onu takip etmeye can atar. Tıpkı milyonların, bu Yedi Öğüdün sahibini takip ettiği gibi…
Küreselleşen dünyada her çeşit ırk, inanç, görüş, yaşam tarzı ve görünüşe sahip insanları, karşılıklı sevgi ve saygı temelinde buluşturacak yegâne güç diyalogdur. İnsanların farklılıklarını bahane ederek onları dışlayan ve kendini soyutlayan kimse asla lider olamaz.
“Hoşgörülülükte deniz gibi ol” öğüdü, liderin hoşgörülü olup herkese kucak açması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki deniz, kendisine doğru akan bütün nehirlerin kaynak, yol ve akışlarına bakmadan, sularını kendi içinde toplar ve arındırır; lider de insanların soyuna sopuna, görüşlerine ve yaşam tarzına takılmadan, karşısındaki “ne olursa olsun” herkese sinesini açar. Gerçek bir lider, insanların hatasız olmadığını göz önünde bulundurur, anlamayı ve anlaşmayı ön planda tutar, ilişkilerin diyalogla başladığını ve korunduğunu bilir, böylece herkese karşı müsamahalı davranır. Lider, bu hoşgörüsü sayesinde insanların ilgisini kazanır.
7- Dürüst
Daima yalanla dolanla hareket eden, insanları kandırarak onlardan çıkar elde etmeye çalışan, gerçek yüzünü gizleyip sahte davranışlarda bulunan kimsenin lider olması beklenemez.
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” öğüdü, liderin her durumda dürüst olması gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki insan iç dünyasını dış görünüşüne, duygu ve düşüncelerini söz ve hareketlerine yansıtır; lider de her zaman samimi ve gerçekte olduğu gibi davranır. Gerçek bir lider, aklına ve vicdanına aykırı hareket etmez, sahte sözlerden ve hileli tavırlardan uzak durur, tiyatro oyuncusu gibi boyalı bir maskeye gerek duymaz, her durumda ve herkese karşı gerçek yüzünü gösterir, mert ve yiğitçe kendisini ifade eder. Lider, bu dürüstlüğü sayesinde insanların desteğini kazanır.
Sonuç
Liderler, belli değerlere tutunarak yüce hedefler uğruna yaşayan ve bu yönde insanlara önderlik eden kişilerdir. Denebilir ki lideri lider yapan bu değerleri, amaçları ve bunlara göre somutlaşmış yaşamıdır. Lider de bir insandır ve her insanda lider olma potansiyeli vardır. Mevlâna’nın Yedi Öğüdü, kişinin lider olma yolunda (tırmanışında) uyması gereken kriterleri gösteriyor. İnsana düşen, bu ölçüler çerçevesinde kendi düşünce dünyasını, davranışlarını ve hayatını şekillendirmektir. “Testi taştan korkar, ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar”, diyor Mevlâna. İnsan bu öğütlerde vurgulanan vasıfları kuşanarak, adilikten kurtulup değer kazandığı anda, herkes ona gelmeye, onu takip etmeye can atar. Tıpkı milyonların, bu Yedi Öğüdün sahibini takip ettiği gibi…
25 Nisan 2012 Çarşamba
Yolcuysan Artık ....
Ne ilk durağı olacak, ne de son durağı
Bazen gecesi, bazen gündüzü olacak
Bazen duraklayacaksın koşmak isterken kalbin
Bazen koşacaksın durmak isterken aklın
Eğer bu yolun yolcusuysan artık
Her şeyinle arkanda bıraktığın her şeye anlam katabilme zamanı...
Bazen gecesi, bazen gündüzü olacak
Bazen duraklayacaksın koşmak isterken kalbin
Bazen koşacaksın durmak isterken aklın
Eğer bu yolun yolcusuysan artık
Her şeyinle arkanda bıraktığın her şeye anlam katabilme zamanı...
Steven Johnson: İyi fikirler nereden çıkagelir?
Merhabalar,
İnovatif fikirlerin olgunlaştırmasında kullandığımız en yaygın yöntemlerden biride şüphesiz Brainstorming (Beyin fırtınası) yapmaktır.
Brainstorming toplantılarında yaratıcı ortamların hazırlanması katılımcıların toplantıya olan ilgilerini doğrudan etkileyecektir. Yaratıcı ortamlar derken kafanızda neler uyandı bilmiyorum ama bu ortamları hazırlamak düşündüğünüzden çok basit.
İlk olarak dikkat etmemiz gereken husus katılımcılarda Zaman baskısının yaratılmamasıdır. Toplantı başlamadan önce bütün katılımcılar ile beraber toplantının ne zaman başlayacağı, hangi sıklıkla ara vereceğimiz ve toplantıyı ne zaman bitireceğimiz konusunda el sıkışıyor ve onların kafalarında zaman ile ilgili oluşan soru işaretlerini ortadan kaldırmalıyız.
İkinci olarak dikkat etmemiz gereken nokta ortaya çıkacak olan fikirlerin tartışılmasına engel olmalıyız. Sonuç itibari ile bir münazara yarışmasında olmadığımızı hatırlatmak isterim. Ortaya çıkan fikirlere karşı yapılacak olumsuz yorumlar bir çatışmaya dönüşebilir ve bütün katılımcıları olumsuz yönde etkileyebilir.
Son olarak, muhteşem fikirlerin ortaya çıkması için Rahat ve Huzurlu ortamda toplantılarımızı planlıyor olmalıyız. Bakın Steven Johnson TED için yaptığı sunumunda İyi fikirlerin nerelerden çıkabileceğinden bahsetmiş..
Keyifli seyirler..
Steven Johnson: İyi fikirler nereden çıkagelir?
Stephen Covey 8'inci aliskanlik ...
Stephan R. Covey çevresiyle yaşadığı problemleri anlatmaya başlar ve ilk olarak kendi çocuğundan örnek verir , ve çocuğuna gösterdiği ilginin aslında “sen becerikli değilsin korunman gerekiyor” mesajını verdiğini anlar. Bunun üzerine çeşitli araştırmalara başlar ve dünya görüşünün gözle görmek değil, anlamak algılamak ve yorumlamak olan paradigmanın gücünden bahseder. İnsanların farkına varmadan yaşadıkları paradigmaların insan karekteriyle bağdaştıran R.Covey paradigmanın kişilik etiği sonucu olduğunu , değişimin gücü, görmek ve olmak, ilke merkezli paradigmalara yaşanmış güzel örneklerle okuyucusuna anlatmıştır.Covey yedi alışkanlığa gelmeden önce yaşamımızda güçlü bir etkisi olan alışkanlıklarımızın bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak ifade eder. Diğer bir boyutta alışkanlıklar bizleri sürekli olgunlaşma modeline , yani bağımlılıktan bağımsızlığa, oradanda karşılıklı bağımlılığa götürdüğünü anlatır. Şimdi etkili insanların yapmış oldukları yedi alışkanlıktan birincisine gelelim.
1.PROAKTİF OL:
R.Covey , Henry David THOREAU’nin ünlü sözü insanların yaşam düzeyini bilinçli çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum derken insanları hayvanlardan ayıran öz bilinç ya da kendi zihinsel sürecimizi düşünebilme yeteneğinden bahsederek bazı alışkanlıkların insanların DNA’sında bulunduğundan bahsetmiştir. Etkili insanların birinci alışkanlığı olan proaktivite iş yönetimi literatüründe sıkça kullandığımız fakat bir çok sözlükte yer almayan bir sözcük olup inisiyatif anlamına gelen yalnız inisiyatifi ele almaktan çok daha öte bir anlamı vardır. İnsan olarak kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu davranışlarımız, koşullarımız değil, kararlarımızın işlevidir. Değerlerimizi duygularımızdan üstün tutabiliriz. Bazı şeylerin olması için hem inisiyatifimiz hemde sorumluluk vardır. Sorumlu olduğumuzu bilmek ise diğer bütün alışkanlıkların temelidir.
2.SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA:
Yaşamınızın sonunun bir hayali sahnesiyle paradigmasıyla başlamaktır. Sonunu düşünerek işe başlamak, varacağınız yeri iyice belirleyerek başlamak demektir. Şu anda bulunduğunuz yeri ve attığınız adımların her zaman doğru yönde olduğunu anlamanız için nereye gittiğinizi bilmektir. Boş zaferler kazanmak için çaba sarf edilmemeli. Bizim için nelerin çok önemli olduğunu bilmeliyiz. Eğer merdiven doğru duvara dayanmamışsa attığımız her adım bizi yanlış bir yere doğru hızla götürür.
3.ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER:
R.Covey bu bölümde üçüncü alışkanlığı açıklamasında 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi , pratikte gerçekleşmesi olarak anlatmaktadır. 1. Alışkanlıkta yaratıcı sensin, yönetim sende diye açıklayan R.Covey bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yetiden bahseder. Bunlar hayal gücü, vicdan, özgür irade, özbilinç. 2.Alışkanlık, ilk yada zihinsel yaratım temelinde hayal gücü yani gözümüzün önüne beynimizle getirebilme ve vicdan. 3.Alışkanlık fiziksel yaratımdır. Yani 1. ve 2.Alışkanlıkları yönetebilme özeliği. Liderlik ve yönetimden bahsedilmiş olan bu bölümde her iki unsurun birbirinden tümüyle farklılığından bahsedilmiştir ve etkili bir yönetim, önemli işlere öncelik vermektir, diyerek önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir demiştir. Ayrıca bunların gün gün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır.
4.KAZAN / KAZAN DİYE DÜŞÜN:
Kazan, yaşamı bir rekabet arenası değildir. Güçlü yada zayıf, iyi yada kötü, kaybetmek yada kazanmak ama bu tür düşünce tarzı yanlıştır. Bu ilke daha çok güç ve mevkiye dayanır. Başkalarıyla ilgili ilişkilerimizde insana özgü eşsiz yetilerin, özbilinç, hayal gücü, vicdan ve özgür irade her birinin kullanılmasını gerektirir. Yani karşılıklı öğrenme, karşılıklı etkileme ve karşılıklı yararları içerir. Kazan / Kazan ilkesi bütün ilişkilerimizde başarının temelini oluşturur ve yaşamın beş boyutunu kapsar. Karakterle başlar, ilişkilere doğru ilerler, bundan anlaşmalar doğar, beslenir ve süreci içerir.
5. ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA:
Bu ilke insanlar arasındaki etkili iletişim anahtarıdır. Biri konuşurken dört düzeyde dinleriz; umursamıyor, aslında onu dinlemiyor olabiliriz. Yada dinliyormuş gibi yaparız. Seçerek dinliyor, konuşmanın sadece belirli bölümlerini duyuyor olabiliriz. Dikkatle dinliyor, ilgi gösterip enerjimizi söylenen sözlere yöneltiyor olabiliriz.Ama pek azımız beşinci düzeyi; empati dinlemeyi yani kendisini karşısındakinin yerine koyarak dinlemeyi deneriz. Anlaşılmaya çalışmak ise Etos, Patos, Lagos’ tur. Bunlar nedir?
Etos: Sizin kişisel inanırlığınızdır.
Patos: Empatik yanınızdır, duygudur.
Lagos: Mantıktır. Sunuşun, akıl yürüten kısmıdır.Üçünü bir arada deneyin
6. SİNERJİ YARAT:
Sinerji ilke merkezli liderliğin özüdür. Sinerji? Bir bütün parçalarının toplamlarından daha büyük olması demektir. İki tahta parçasını bir araya koyduğumuz zaman, ayrı ayrı taşıyabilecekleri ağırlıktan daha fazlasını kaldırır.Bu bir sinerjidir. Kadın ile erkeğin dünyaya bir çocuk getirmeside bir sinerjiktir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek güçlü yanları üzerine inşa etmek, zayıf yanlarını telafi etmektir.
7.ALIŞKANLIK:
Baltayı bile kendi kendimizi korumak ve geliştirmektir. Doğamızın dört boyutunu fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yani duygusal olarak yenilemektir.” Baltayı bilemek” temelde bu dört yönlendirmenin hepsini birden ifade etmektir. Bunu yapmak içinde daha öncede bahsettiğim gibi proaktif olmak gerekmektedir. Bu yaşam boyu kendimize yapabileceğimiz en önemli yatırımdır. Biz kendi çalışmalarımızın aracısıyız ve etkili olup baltayı bu dört biçimde bilemek için düzenli olarak zaman ayırmanın önemini kavramak zorundayız.
Mülakatta Kişisel Pazarlama için İpuçları
Mülakatta Kişisel Pazarlama için İpuçları
Tüm iş görüşmeleri temelde 2 amaç üzerine kurulmuştur.
- Pozisyon için en doğru kişiyi bulmak
- Bu pozisyon için neden doğru kişi olduğunu gösterecek etkin performansı sergileyebilmek.
Birbirini tamamlayan ve beraberinde “mülakat” kavramını zorlu ve stresli
hale getiren bu 2 amaç, aslında doğru yönetildiğinde işveren için doğru kişiyi
bulabilmeyi kolaylaştırırken, aday için eğer yeterli niteliklere sahip ise
doğru işi elde edebilmeyi sağlayacaktır.
Aday ve iş veren gözüyle şimdi bu sürecin verimliliğini birlikte
değerlendirelim:
İş Görüşmelerinde Kişisel
Pazarlama
Unutmayalım ki tüm işverenler kendi
ihtiyaçlarını karşılayacak “en iyi” adayı ararlar. Fakat en iyi niteliklere
sahip olmak tek başına yeterli değildir. Görüşmeyi yapan kişi ile etkin bir
şekilde iletişim kurabilmeniz ve bu işte doğru kişi olduğunu gösterebilmeniz
için iş görüşmelerinizde size yardımcı olabilecek bazı ipuçlarını paylaşmak
istiyorum:
- İş Görüşmesine Hazırlık
- Görüşme Esnasında
- Şirketlerin Aradığı Özellikler
- Mülakat Bölümleri
İş Görüşmesine Hazırlık
Küçük bir planlama ile hemen
hemen her iş görüşmesinin altından dengeli ve emin bir şekilde kalkabilirsiniz.
Esas olan mülakata iyi bir hazırlık ve pozitif bir yaklaşım içerisinde
olmaktır.
Hazırlanırken;
- Önceden ne istediğinizi bilin: Tam olarak
pozisyonun ne olduğunu, ne kadar eğitim alabileceğinizi, kısa ve uzun
vadeli şirketin sunduğu fırsatları, maaş, ve iş ortamı gibi bilgileri
öğrenin.
- Başvurduğunuz şirketin broşür ya da yıllık raporlarını
okuyarak bilgi edinin.
- Business Week, Capital, Platin, Infomag gibi iş
dünyası ile ilgili yayınları okuyarak gündemi takip edin.
- Mülakatı yapan kişinin dikkatini eksik
yönlerinizden çok, kuvvetli yönlerinize çekerek kendinizi farklılaştırın
Görüşme Esnasında
Mülakatlarda bir fikir
oluşturmayı sağlamak için sınırlı zaman vardır. Bu yüzden ilk intiba oldukça
önemlidir. Hatırlamanız gerekenler:
- Mülakat saatinden 5 dakika önce mülakatın
yapılacağı yerde olun, fakat fazla erken gitmeyin. Çünkü fazla erken
gitmek tedirginlik göstergesidir.
- Özgeçmişinizin bir kaç kopyasını yanınızda
bulundurmayı unutmayın
- Mülakatı yapacak kişinin adını mutlaka bilin ve
ismini doğru telaffuz edin.
- Kendinize güveniniz olduğunu bakışlarınıza ve
hareketlerinize yansıtın.
- Gülümseyin.
- Doğal davranın, kendiniz olun.
- Cevaplarınızı özenle verin. ‘Evet’ ya da ‘hayır’
şeklinde cevap vermekten kaçının.
Şirketlerin Aradığı
Özellikler
Nitelikleriniz dışında, bazı
özellikleriniz de başarılı olup olamayacağınız hakkında ipucu verir. Bu
özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:
- Ağırbaşlılık
- Açık bir şekilde iletişim kurabilme yeteneği
- Olgunluk
- Dürüstlük
- Dengeli olabilme
- Özgüven
İşverenler ayrıca,
- Bulunduğunuz ortama ve koşullara adapte olabilme
yeteneği
- İnisiyatif alabilme gücü
- Hevesli olma
- Becerikli olabilme
- İçinizde yeterli öğrenme isteği
- Takım çalışmasına yatkınlık
- Liderlik
gibi niteliklere sahip olup
olmadığınızı da bilmek isterler.
Mülakat Bölümleri
İş görüşmeleri genel olarak
standart bir temele dayanır. Fakat ne beklediğinizi bilirseniz, mülakatın
gidişini direkt ya da dolaylı olarak etkileyebilirsiniz. Tipik bir iş görüşmesi
4 bölümden oluşur:
- Giriş: Aday ve mülakatı yapacak kişi
arasında yakınlık kurulur ve mülakatın gidişatı belirlenir.
- Kişinin Geçmişi ve Nitelikleri: Adayın
nitelikleri ve işe alım için uygun olup olmadığı değerlendirilir.
- Tartışma: Mülakatı yapan kişi, adayın
özellikleri ve kariyer hedefleri ile mevcut iş imkânlarını eşleştirmeye
çalışır.
- Kapanış: Bu bölüm mülakatı yapan kişi ile
aday arasında son soruların sorulup cevaplandırıldığı ve adayın daha sonra
ne gibi aşamalardan geçeceği hakkında bilgilendirildiği toparlama
bölümüdür. Gülümseyin, el sıkışın ve ziyaretinizi gereğinden fazla
uzatmayın.
Unutmayın ki görüşme sonunda
mülakatçıda bırakabildiğiniz izlenim sizin görüşme sonunda elinizde kalan tek
cevaptır. Bu nedenle kendiniz hakkında ne anlattığınız kadar nasıl anlattığınız
da çok önemlidir. Özgüveni yüksek, pozisyonun ve kendinizin beklentileri
hakkında net, detaylara hakim bir görüntü çizebilmeyi başarabildiyseniz en ve
tek önemli engeli aştınız demektir.
Hepinize başarılı ve mutlu bir
kariyer dilerim...
Sevgilerimle...
Erhan KÖSEOĞLU
İş Hayatında Algı Yönetimi
İş Hayatında Algı Yönetimi
İş hayatında zaman zaman
kendimizi anlatamadığımız, aslında çok çabalamıştım ama bir türlü
farkettiremedim dediğimiz anlar olmuştur. Bu tip durumlarda aslında belirleyici
olan sadece ne sonuç elde ettiğimiz değil bunu aynı zamanda nasıl elde
ettiğimizdir.
Etkin bir kariyer yönetimi
beraberinde iyi planlanmış ve kurgulanmış bir algı yönetimi gerektirmektedir. Bu süreçte işinize
yarayacağını düşündüğüm 5 ipucunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
İpucumuz öncelikle algısını yönetmek istediğiniz
hedef kitleyi belirlemek ve bu kitlenin
bilinçaltındaki beklentiyi anlayabilmektedir. Bu doğrultuda iş
çıktılarınızı ve davranışlarınızı yönlendirmek yaratacağınız algıda belirgin
bir değişim yaratacaktır.
İpucumuz karşınızdakinin ihtiyaçlarının farkında olmaktır. Sadece kendi bakış açınız, kendi beklentileriniz doğrultusunda haraket etmek karşınızdaki ile paralellik taşımadığında yaratmak istediğiniz algıyı zor duruma sokacaktır.
İpucu etkin bir beden dili kullanımıdır. İletişimde 3 temel faktör söz konusudur.
Sözcükler/Beden dili ve ses tonu iletişiminizin ve kişisel algılanmanızın
temellerini oluşturmaktadır. Sözcükler bu süreçte %8 etkili iken, beden dili
%55, ses onu %38 oranda sizin nasıl algılandığınızı belirlemektedir. Bu nedenle
ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir.
İpucumuz kitleninizin sesine kulak vermenin ötesine geçmek, onlar söylemeden harekete geçmek ve şaşırtmaktadır. Bu davranış, yaratacağınız algıda sizin farkındalığınızın ve gözlem becerilerinizin yüksek olduğunu, iş sonuçlandırma noktasında yetkinliğinizin sınırları zorladığını gösterecektir.
Ve son ipucumuz kendimizi anlatabilmek. Başarılarınızı ancak etkin bir şekilde ifade edebildiğiniz ve bunları farkettirebildiğiniz ölçüde doğru bir algı yönetimi yapmış olursunuz. Bu nedenle hayatta ne kadar bildiğiniz değil bunu ne kadar anlatabildiğiniz önemlidir.
Bu çerçevede planlamış bir algı yönetiminin elde ettiğiniz iş sonuçları ile sizin kişisel motivasyonunuzu arttıracağına ve iş hayatında sizi bir adım öne çıkartacağına inanıyorum. Unutmayın ki en büyük hatalar bile algısı doğru yönetildiğinde hayatınızın en büyük fırsatı haline gelebilir...
Hepinize başarılı ve mutlu bir
kariyer dilerim...
Sevgilerimle...
Erhan KÖSEOĞLU
Liderin Takım Çantası - Cem Kozlu
Liderin Takım Çantası (Kitap Özet) - Cem Kozlu
Türkiye’de yakın geçmişe baktığımızda, tabiri caizse, “efsane”
haline gelen, liderlerden biri Dr. Cem Kozlu. Procter & Gamble’dan
Komili’ye, Türk Hava Yolları’ndan (THY) Coca-Cola’ya, yönetimde zirve noktalara
çıkmış, çok sayıda önemli şirketin yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlığının
yanı sıra, üniversiteden ve öğrencilerden kopmamış, sayılı kariyer öykülerinden
birine sahiptir. Profesyonel hayatıyla akademisyenliği, saha ile iş planını,
proje ile gerçek hayatı tek bir paydada birleştirip, aynı zamanda lider
yetiştirmeyi, deneyimini aktarmayı hayatının merkezine alabilen, sayılı değerli
iş insanından biridir. Kozlu, geçtiğimiz aylarda bu zincire bir halka daha
ekledi. İş dünyası için çok önemli bir kaynak kitabı daha piyasaya çıktı:
Liderin Takım Çantası.
Bu kitap, yönetim dünyasının birçok teorik yaklaşımını,
deneyimlerle, anılarla, örneklerle buluşturan, yılların iş ve hayat deneyimini
ustalıkla bir yol haritasına dönüştüren, değerli bir kılavuz.
Checlist
Takım çantamdaki en önemli araç o ölçüde de basit: Kişisel yönetim checklist’im. 1980'li yıllarda Türk Hava Yolları'ndaki (THY) görevim sırasında çantaya girdi. İsterseniz 4 kişilik bir pırpır pervaneliye, isterseniz 800 yolcu taşıyabilen Airbus A 380' e binin, pilotların kokpitteki uygulamalarının temel ortak noktası checklist kullanımı olacaktır. Düşünün, en az 2 yıllık uçuş okulunu bitirdikten sonra aylarca bir uçak tipi üzerinde eğitim alan, daha sonra da binlerce saat o tipi uçuran pilotlar, yine de her gün, her sefer sırasında checklist'e bakarak uçuşun A'dan Z'ye tüm evrelerini kapsayan adımların üzerinden geçiyor, prosedürün eksiksiz ve doğru sıralamayla uygulanmasını garantiliyorlar. Çünkü bir işlemin 1000 defa tekrarlanmış olması, 1001'inci seferde ihmal edilmeyeceği anlamına gelmiyor. Checklist atlama, unutma, eksik uygulamayı engelliyor. Sivil havacılık tarihi checklist uygulamasını atlayan veya eksik yapan pilotların neden oldukları yüzlerce kazayla dolu. Bunlara sebep olan pilotların birçoğu son derece deneyimli kıdemli uçucular. Yılların verdiği özgüven checklist disiplininin ihmaline yol açabiliyor.
Yüzlerce yolcudan ve yüz milyon dolar değerinde bir uçaktan
sorumlu 2 pilotun her uçuşta kullandığı bu temel yönetim aracından, binlerce
kişiyi yöneten ve milyonlarla lira cirodan sorumlu liderin de yararlanabilmesi
mümkün. Kendi checklist'im etkin yönetim için gerekli gördüğüm, birbirine bağlı
bütün adımların tam ve doğru sıralama ile atılıp atılmadığını denetlememe
yardımcı oluyor; atlama, kısa devre gibi hataları önlüyor.
Veri Toplama
Checklist'teki ilk adım: Veri toplama. Çantamdaki aracı ise 30 küsur yıldır
ceplerimde taşıdığım ufak not kartonları. 1980'li yıllarda Komili adına
ziyaret ettiğim müşterilerimin şikayet ve temennilerini kaydetmek, 1990'larda
her uçuşta gördüğüm eksiklik veya özellikleri not almak, 2000'li yıllarda
Coca-Cola için yaptığım dükkan denetimlerindeki gözlemlerimi özetlemek için
kullandığım dikdörtgen kartlar…
Bunları takım çantamda taşımanın bir nedeni, kurumsal kaynaklardan
nesnel biçimde toplanan veya satın alınan verilere kişisel gözlem ve güdülerin
de eklenmesini sağlamak. Diğer amaç ise veri toplama işleminin yeterince
yapılıp yapılmadığını hatırlatmak. Çünkü bu işlem eksik yapılınca kararların
altyapısı zayıf oluyor. Süreç uzun tutulduğundaysa fırsatlar kaçabiliyor.
Yeterince veri elde ettikten sonra sıra bunların analizine
gelmiştir. Boyut ve oranların karşılaştırılması, eğilimlerin irdelenmesi,
sebep-sonuç ilişkilerinin kurulması, verilerin işaret ettiği fırsat veya
tehditlerin öngörülmeye çalışılması bu evrenin temel çabalarını oluşturur.
Birçok şirkette analiz, öneri ve karar mekanizmasının iç içe
girdiğini ve öneri sorumluluğunun erozyona uğradığını gördüm.
Tartışma
Checklist'imizde öneri ve karar katı arasında çok önemli bir aşama daha var: Tartışma. Sadece ast-üst arasında olabileceği gibi geniş bir katılımla da yapılabilir. Görüşmeler sırasında en çok değer katabilecek, en zengin seçenekler yelpazesini geliştirebilecek kişileri tartışmaya almak liderin görevi. Daha da önemli bir sorumluluğu ise tartışmanın açık ve şeffaf bir güven ortamında geçmesini sağlamak, muhtemel gizli gündemleri ve politik tavırları engellemek. Böylelikle insanlar üstlerinin duymak istediklerini değil, inandıklarını savunabilsin. Tartışmanın amacı konsensüs sağlamak değil, bariz biçimde birbirinden farklı alternatifler arasından en iyiyi seçmek olsun. Görüşmeler ne kalıcı tahribat yapacak kadar kırıcı, ne de Pollyanna üslubunda yumuşak geçmeli. İnsanlar değil fikirler çatışsın. Kıvılcımlar çaksın ama yangın çıkmasın...
Karar
Şimdi ise zaman çantadan çekici çıkarıp örsüne vurma, yani karar alma zamanıdır. Elbette bu her zaman tartışma toplantısının sonunda olmayabilir. Çekiç, zamanı ve yeri gelince karar sorumluluğunun lidere ait olduğunu, devredilemeyeceğini, paylaşılamayacağını, ertelenemeyeceğini hatırlatır. Liderliğin yükü de zevki de o çekicin vuruşunda çınlar.
Planlama
Planlama süreciyle ilgili iki araç çantamın demirbaşları arasındadır. Biri, liseyi bitirdiğimde ailemin hediye ettiği cebir, trigonometri, finans gibi derslerde kullandığım Aristo marka hesap cetveli. Diğeri de 1970'li yılların başarılı lider tipi Dr. Land'in icat ettiği, anında baskı yapan Polaroid fotoğraf makinesi. Bunların her ikisi de bana, liderin plan yaparken temel hedefinin şirketin uzun dönemli yaşamasını sağlamak olduğunu hatırlatır. Bunun yolu da firmanın işinin doğru tanımlanmasından ve iş modelinin kalıcı biçimde kurulmasından geçer. Modeli tehdit eden teknolojik, ekonomik ve başkaca gelişmeleri öngörecek yetkinliklerin sağlanması, kısacası değişime uyum yaşamsal önemdedir. Kurumun ana hedefi kar etmek değildir. Kar araçtır. Güçlenme, ömrünü uzatma aracı. Hayatta kalmanın, yolu sürdürülebilir farklılıkları yakalayabilen, rakiplerden üstün ürün ve hizmetlerden geçer.
Takip
Checklist'in son aşaması olan takip ise belirlenmiş hedeflerin alınan ölçümlerle karşılaştırılmasını, duyumların gözlemlerle beslenerek değerlendirilmesini, müşteri tepkilerinin toplanmasını ve benzeri adımları içeriyor. Takipte elde edilen bilgiler çemberin ilk aşamasını oluşturan veri bölümüne yeni malzeme oluşturuyor ve daire dönmeye devam ediyor. Veri toplama aşamasında kullanılan notlar konunun takibini de kolaylaştırıyor.
Checklist'teki adımları bu
disiplinle uygulamak her zaman başarıyı garantiliyor mu? Hayır, ama
başarısızlık olasılığını azaltıyor; tempoyu hızlandırabiliyor; merkezden en
uzak birimlerin bile standart bir yaklaşımla yönetim süreçlerini uygulamasını
kolaylaştırıyor.
Takım çantamda simgesel nesnelerle temsil edilen yönetim araçları liderin her derdine deva mı? Elbette değil; ama kolay taşınabilir, sık gereken, pratik yaklaşımları içerdiği için yararlı. Yine de yeterli değil.
Başka ne lazım? Ruh, inanç, tutku, heyecan, cesaret, şans vb.
Liderin özellikleri ve takımının yetkinlikleri sonuçta belirleyici olacak.
Veri Toplama
Sene 1976. Sağ elimde geleneksel bir dikdörtgen zeytinyağı kutusu, sol elimde de ince uzun, silindir şeklinde bir teneke. Kaldırımda yürüyenlerden durdurabildiğime hangisini tercih ettiğini soruyorum. Hala elimden kaçıp kurtulmamışsa, çantamdan, seçtiği şeklin iki farklı tasarımını çıkartıyorum. Biri yeşil, diğeri kırmızı bantlı. Bantın içinde modern bir yazı karakteriyle Komili yazıyor. İki seçenekten hangisini daha cazip bulduğunu soruyorum. Fabrikamız Silahtarağa'da olduğu için Eyüp'te, evim de Kalamış'ta olduğundan Kadıköy çarşısında yaptığım bu araştırma sonucu, Halis Komili'nin tasarlatmış olduğu yuvarlak teneke açık fark yapıyor. Renge gelince, Eyüp'te yeşil, Kadıköy'de kırmızı kazandı. Biz de, zeytini anımsattığı için yeşili tercih ediyoruz.
Bugün kullandığımız Nielsen, GFK gibi şirketlerin kapsamlı
araştırmalarıyla karşılaştırdığımızda pek bilimsel görünmeyebilen bu yöntem
gene de bir ürün lansmanı veya geliştirmesi için doğru ilk adımdı. Referans
noktası olarak tüketicinin eğilim ve tercihlerini alıyordu. Nitekim yuvarlak
kutu piyasada bir ilk olarak dikkat çekti ve hemen raflarda demode görünümlü
dikdörtgen rakiplerinin önüne geçti. Yuvarlağın tutuşu da daha kolay olduğu
için, ev hanımları da mutfaktaki kullanımını tercih etti. Fiyat ve kalite gibi
diğer değişkenler de buna eklenince, Komili zeytinyağı piyasada büyük hamle
yapıp lider konumuna geldi.
Bu deneyimden çıkardığım ders hayat boyu işime yaradı:
Yönetici, tüketici araştırmasını sadece uzmanlarına ve/veya araştırma
kurumlarına bırakmamalı, kendisi de sürecin içinde olmalı, tüketici ve
müşterilerinden kopmamalı. Burada bir an durup "tüketici" ve
"müşteri" ayırımını yapalım. Tüketici, tabirden de anlaşıldığı üzere,
mal veya hizmetinizi tüketen kişidir. Örneğin, Komili Zeytinyağı'nı bakkaldan
alıp mutfağına taşıyan ev kadını tüketicimizdi. Ama kutumuz onun eline
ulaşmadan önce bir toptancıya satılıyor, daha sonra da son satış noktası olan
bakkala dağıtımı yapılıyordu. Müşteri grubumuzu oluşturan toptancı, market ve
bakkallar, ürünümüzün tüketicimize ulaşmasını sağlayan önemli halkalardı.
Piyasanın nabzını tutabilmek için her kademeyle iletişim içinde olmak
önemliydi.
Birincisi; belirli aralıklarla araştırma veya veri toplama dengenizi
değerlendirin. Gereğinden fazla toplanan veya toplandıktan sonra
kullanılamayan verilerin size maliyeti yüksek olur. Ancak, yeterli veri olmadan
alınan kararlar da sağlıksız olacaktır. Aradaki denge belirlenirken, yönetici
araştırma uzmanlarıyla yakın iletişim içinde olmalıdır. Toplanan verilerin
nasıl, ne ölçüde ve ne frekanslarda kullanıldığını izlemek yöneticinin görevleri
arasındadır. Aynı şekilde, kendisine ek araştırma talepleri geldiğinde
sonuçların nasıl kullanılacağını sorması da gerekir.
İkincisi; veri toplama süreç ve zamanlamasına duyarlı olun.
Uzun süren veya zamanında sonuçlanmayan araştırmalar kritik kararların
gecikmesine neden olur. Piyasadaki önemli fırsatlar kaçabilir. "Mükemmel
iyinin düşmanıdır" lafı boşa söylenmemiştir. Çalışmalarını
sonuçlandıramayan veya karar almakta zorlanan birçok pazarlama uzmanının temel
güdüsü, zaman kazanmak ve kendisini garantiye almak için yeni araştırmalar
yaptırmaktır. Liderin görevi de bu talepleri gerçekçi biçimde değerlendirip
“yeter" demesini bilmektir.
Üçüncü önerimse, kendi antenlerinizi kullanmanızdır. Sık sık,
bizzat piyasaya çıkın, müşterilerinizle konuşun, tüketicilerinizi izleyin.
Malınızı nerede, ne zaman, nasıl satın aldıklarını ve ne şekilde
kullandıklarını gözleyin. Gözlemlerinizi size sunulan nesnel araştırma
sonuçlarıyla karşılaştırın. Birbirini destekliyorsa mesele yok. Çelişiyorsa,
konuyu irdelemeye devam edin, taa ki içiniz rahat edinceye kadar. Özetle;
takımınızı cephenin gerisinden değil, siperlerin önünden yönetin.
Analiz ve Öneri
Önünüzde yeterli miktar ve olgunlukta veri toplandı. Peki, şimdi ne olacak? Elbette, bunların bir analizi yapılacak. Bu analiz üzerine de bir karar alınacak. Arada çok önemli bir köprü var ya da öneri. Analizi yapan kişi, bulgularını bildikleri ve güdüleriyle birleştirip izlenmesi gereken en uygun yolu önerecek. Kime? Kuşkusuz, kararı verecek kişi veya kişilere.
Ben, birçok kurumda bu köprünün kurulmadığını, analiz, öneri ve
karar mekanizmalarının birbirine karıştığını gözlemledim. Sonuçta,
sorumluluklar muğlaklaşıyor, kararlar erteleniyordu. Veriler bir şekilde
değerlendirilip rapora dönüşebiliyor, ama raporlar eylemi tetiklemiyordu.
Tartışma
Checklist'imizde öneri ve karar arasında çok önemli bir aşama daha var: Tartışma. Ortaya konulan değişik seçenekler arasında seçim yapabilmek için bunların farklarını, olumlu ve olumsuz yönlerini tartışmak şart. Böylece, öneriyi yapan kişininkinden farklı açılar görülebilir, seçeneklerin eksi ve artıları irdelenebilir. Olay, "akıl akıldan üstündür" atasözünü uygulamaktır. Tartışma sırasında yeni alternatif yaklaşımlar da ortaya çıkabildiği gibi, masadaki çözümler birleştirilip hibrid seçenekler de üretilebilir. Tartışma, enerji ve elektrik ister. Tartışmanın etkinliği ise liderin özellik ve yetkinlikleriyle doğrudan orantılıdır. Doğaçlama ağırlıklı görünen tartışmalar bile özünde liderin ince ve planlı koreografisini gerektirir.
Bir kere gündem iyi seçilmelidir. Çok yoğun gündem bir süre sonra
katılanları yorar. Bir maddede çatışan kişiler diğer bir maddede sırf bu
çatışma yüzünden ters düşebilirler. Yani politik tavır alışları kontrol
güçleşir. Önemli konular mümkünse tek maddeli bir toplantıda görüşülmelidir.
Sık ama kısa toplantıların seyrek ama uzun toplantılardan daha verimli olduğunu
gözlemlemişimdir. Çalıştığım her kurumda her hafta başı bir programlı toplantı
yaptım. Genel iş planlaması, bilgi değişimi, sonuçların takibi gibi rutin
fonksiyonları burada ele aldık. Fazla irdeleme gerektirmeyen, daha ziyade
taktik konuları karara bağladık. Böylelikle, konuya derin dalış gerektiren
stratejik tartışmaları ise ayrı toplantılarda programladık.
Bir de şöyle bir yaklaşımım var. Çoğumuz için vücut ve zihin
açısından en diri zamanın sabah olduğuna inanıyorum. Ama genelde insanlar
ofise gelip masalarının başına geçince ilk iş olarak birikmiş e-posta, mektup,
dosyalara göz atıyor, gelmiş telefonlara cevap veriyor, sonra düşünce isteyen
konulara giriyor. Yani, günün en verimli bölümü rutin, edilgen, verimsiz
faaliyetlerle geçiyor; analiz, yaratıcılık, karar gerektiren faaliyetler de
günün daha verimsiz son bölümüne kalıyor. Bu "ters"likle hep mücadele
ettim ve kritik toplantıları sabaha programlamaya çalıştım. Önemli dosyaları
okumak, düşünmek, karar almak gibi uygulamaları günün ilk yarısına, telefon
etmek, mektup yazmak, stratejik olmayan raporları okumak ve yazışmaları yapmak
gibi çalışmalarımı da öğleden sonraya koydum.
Toplantı konusuna dönersek; gündem ve zamanı kadar toplantının
süresi de önemli. Yeterince seçenek üretildikten ve tartışma derinleştikten
sonra görüşmelerin uzaması zaman israfı olacağı kadar enerji ve motivasyon
düşüklüğüne de neden olur. Tartışmaları olgunluk noktasından önce kesmek de
önemli olabilecek katkıların kaybolmasına ve öneri sahiplerinin ilgisinin azalmasına
yol açar. Aradaki dengeyi tutturabilmek için lider odadaki havayı, vücut
dilini, enerji ve ilgi seviyesini sürekli izleyip gerekli ince ayarları
yapmalıdır. Yönlendirmesini de soracağı kısa sorular ve ara ara özet
toparlamalarla yaparsa sonuç üzerindeki etkisi güdümleyici olmaz.
Lider, toplantının fiziksel ortamına da duyarlı olmak zorundadır.
Örneğin, yuvarlak bir masa etrafında yapılan toplantı başta patronun oturduğu
dikdörtgen masadan daha az hiyerarşik hava yaratır.
Son olarak da bir uyan yapmak istiyorum. Yüzlerce toplantıdan bir
sonuç veya karar alınmadan kalkıldığını gördüm. Veya varılan noktada kimin ne
yapacağı belirlenmeden toplantının bittiğine şahit oldum. Oysa liderin görevi
tartışmanın sonunda gelinen noktayı ve sonraki adımları net biçimde
özetlemektir. Dolayısıyla daha toplantı başlarken hedefleri belirlenirse, sonucu
değerlendirmek, toplantının verimini ölçmek kolaylaşır. Amaç açık uçlu bir
beyin fırtınası değilse toplantının süresinin de belirlenmesi yararlı olur.
Karar
Bir lider başarı çemberinin her aşamasına aynı önemi vermeyebilir veya veremeyebilir. Bilgi ve ilgi alanı belirli noktaları öne çıkartmasına yol açabilir. Bazı liderlerin analiz gücü veya uygulamadaki enerjileri başarılarında belirleyici rol oynar. Kimi lider planlama ve takip gibi alanlarda parlar. Ancak, liderin zafiyet gösteremeyeceği bir tek halka vardır, o da karar aşamasıdır. Lideri sıradan yöneticiden ayıran faktörlerin başında gerektiğinde, zamanında, zor koşullar altında, hızla karar alabilme arzu, cesaret ve yeteneği gelir.
"Gerektiğinde" dedim, çünkü yapısını ve süreçlerini
etkin şekilde oluşturmuş kurumda liderin ikide bir karar alması gerekmez;
hatta bu doğru da olmaz. Değişik önem ve ağırlıktaki kararların hangi
görevliler tarafından alınacağı belirlenmiştir. Liderin, üstüne vazife olmayan
konularda karar alması sistemi deforme eder; ekibinin inisiyatif ve
motivasyonunu köreltir. Ancak, belirli türdeki kararlardan sorumlu kişilerin
karar almakta tereddüt etmeleri durumunda, lider devreye girer. Çünkü
lider kurumun kaptanıdır. Boşluk, ürkeklik, erteleme gibi tehdit ve tehlike
yaratan durumlara müdahale etmek görevidir.
Lider her zaman kurumun ortam ve koşullarına göre kararın
zamanlamasını saptama lüksüne sahip değildir. Dış etkenler onu
beklemediği bir anda ve hazırlıksız durumda karar almaya zorlayabilir. İşte
böylesi zor koşullarda hızlı karar verebilmek için liderin psikolojik olarak
hazır ve cesur olması gerekir.
Sevgiler..
Sevgiler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















